İnsan Merkezli Terapilerde Rogers Yaklaşımı

İnsan Merkezli Terapilerde Rogers Yaklaşımı

Carl Rogers tarafından geliştirilen insan merkezli terapi, psikoterapi dünyasında adeta bir nefes gibi. Peki, bu yaklaşım neden bu kadar özel? Çünkü odak noktası, danışanın kendi iç dünyasında saklı olan gücü ve potansiyelini ortaya çıkarmak. Terapide, danışanın kendini gerçekleştirmesi ön planda tutulur; bu da terapi sürecini sıradanlıktan çıkarıp, kişisel bir yolculuğa dönüştürür. Empati, koşulsuz pozitif kabul ve içtenlik gibi temel unsurlar, bu yaklaşımın kalbini oluşturur. Bu sayede danışan, kendini yargılanmadan ifade edebilir, güvenle duygularını keşfedebilir.

Rogers, terapistin sadece bir rehber değil, aynı zamanda bir yol arkadaşı olduğunu savunur. Terapi süreci boyunca, danışanla terapist arasında kurulan bağ, iyileşmenin anahtarıdır. Bu yaklaşımda, danışanın deneyimleri, duyguları ve düşünceleri her zaman merkezde yer alır. Böylece, danışan kendi yaşamının kontrolünü eline alır ve değişim için gerekli adımları atar. İnsan merkezli terapi, sadece sorunları çözmekle kalmaz, aynı zamanda bireyin kendini daha derin ve anlamlı bir şekilde tanımasını sağlar.

Birçok kişi için terapi, sadece bir destek aracı olabilir. Ancak Rogers yaklaşımı, terapiyi bir keşif yolculuğuna dönüştürür. Bu yolculukta danışan, kendi potansiyelini fark eder ve hayatında yeni kapılar açar. Bu yüzden bu terapi türü, klasik yöntemlerden farklı olarak, danışanın kendi iç sesine kulak vermesine olanak tanır. Siz de hayatınızda böyle bir yolculuğa çıkmayı düşündünüz mü? İnsan merkezli terapi, tam da bu noktada devreye girer ve size rehberlik eder.

  • İnsan merkezli terapi herkese uygun mudur?
    Genellikle evet. Çünkü bu yaklaşım, her bireyin kendi hızında ve kendi deneyimleriyle ilerlemesine izin verir.
  • Rogers yaklaşımında terapist ne yapar?
    Terapist, yargılamadan dinler, empati gösterir ve koşulsuz kabul sunar.
  • Bu terapi türü ne kadar sürer?
    Süre danışanın ihtiyaçlarına bağlıdır, bazen birkaç ay bazen daha uzun sürebilir.
  • İnsan merkezli terapi sadece psikoterapide mi kullanılır?
    Hayır, eğitim, sosyal hizmetler gibi pek çok alanda da faydalı olur.
  • Danışan-terapist ilişkisi neden bu kadar önemli?
    Çünkü güven ve samimiyet, terapinin temel taşıdır ve iyileşmenin önünü açar.

Rogers Yaklaşımının Temel İlkeleri

Carl Rogers denince akla hemen insan merkezli terapi gelir. Peki, bu yaklaşımın temelinde ne var? Aslında her şey empati, koşulsuz pozitif kabul ve kongruans üzerine kuruludur. Bu üç kavram, terapinin kalbini oluşturur ve danışanın kendi iç dünyasını keşfetmesine olanak tanır.

İlk olarak empatiyi ele alalım. Empati, sadece karşındakinin ne söylediğini duymak değil, onun duygularını ve deneyimlerini derinlemesine anlamaya çalışmaktır. Rogers, terapistin danışanın bakış açısını tamamen benimsemesini savunur. Bu, “Onun yerine kendimi koyuyorum” demekten çok daha fazlasıdır; tam anlamıyla onun dünyasında gezinmek gibidir. Böylece danışan, yargılanmadığını ve anlaşıldığını hisseder. Bu duygu, terapi sürecinde güvenin temelini atar.

Bir diğer önemli ilke koşulsuz pozitif kabuldur. Peki, bu ne demek? Danışanın her haliyle, her düşüncesiyle kabul edilmesidir. Burada koşul yoktur; “Beni sadece şu şekilde kabul et” denmez. İnsanlar hataları, zayıflıkları ve karanlık yanlarıyla birlikte kabul edildiğinde, gerçek değişim mümkün olur. Bu yaklaşım, danışanın kendi değerini sorgulamadan, kendini olduğu gibi sevebilmesini sağlar. Rogers, bu kabulün terapötik ortamda olmazsa olmaz olduğunu vurgular.

Son olarak, kongruans yani terapistin içtenliği gelir. Terapist, duygu ve düşünceleri arasında uyum içinde olmalıdır. Eğer terapist, kendi iç dünyasında samimi değilse, danışan bunu hisseder ve aradaki güven zedelenir. Kongruans, terapistin kendi duygularını gizlememesi, dürüst ve açık olması demektir. Bu, terapiyi daha gerçek ve etkili kılar.

Bu üç temel ilke, insan merkezli terapinin kalbini oluşturur. Rogers’a göre, bu ortam sağlandığında, danışan kendi potansiyelini keşfetmeye ve kendini gerçekleştirmeye doğru yol alır. Tabii, bu süreç kolay değildir. Ancak, doğru koşullar yaratıldığında, değişim kaçınılmazdır.

Biraz daha somutlaştırmak gerekirse, aşağıdaki tabloda bu ilkelerin terapideki işlevini görebilirsiniz:

İlke Açıklama Terapi Sürecindeki Rolü
Empati Danışanın duygularını ve deneyimlerini anlama Danışanın kendini ifade etme ve anlaşıldığını hissetme
Koşulsuz Pozitif Kabul Danışanın her haliyle kabul edilmesi Güven ortamı yaratma ve öz-değeri artırma
Kongruans Terapistin içten ve samimi olması Gerçekçi ve güvenilir ilişki kurma

Rogers yaklaşımının bu temel ilkeleri, sadece terapi odasında değil, günlük hayatta da iletişimimizi zenginleştirebilir. Mesela, bir arkadaşınızın derdini dinlerken empati kurmak, onu yargılamadan kabul etmek ve samimi olmak ilişkilerinizi güçlendirir. Bu yüzden, bu ilkeleri anlamak ve uygulamak, sadece terapi için değil, insan olmanın kendisi için de önemlidir.

Şimdi, bu ilkelere dair sıkça sorulan bazı sorulara göz atalım:

  • Empati ile sempati arasındaki fark nedir? Empati, karşınızdakinin duygularını anlamak ve hissetmek iken, sempati sadece o duygulara üzülmek veya acımaktır.
  • Koşulsuz pozitif kabul herkes için mümkün müdür? Zor olabilir, ancak terapi ortamında bu kabul, danışanın kendini özgürce ifade etmesini sağlar ve iyileşme için kritik önemdedir.
  • Kongruans neden terapist için bu kadar önemli? Terapistin samimiyeti, danışanın güven duymasını sağlar ve terapi sürecinin derinleşmesine olanak tanır.
  • Bu ilkeler sadece terapi için mi geçerlidir? Hayır, günlük ilişkilerde de empati, kabul ve içtenlik, daha sağlıklı iletişim kurmayı destekler.

Terapi Sürecinde Danışan-Terapist İlişkisi

İnsan merkezli terapinin kalbinde, danışan ve terapist arasındaki ilişki yatar. Bu ilişki, sadece bir sohbetten ibaret değildir; adeta iki insanın birbirine güvenle açılmasıdır. Peki, neden bu ilişki bu kadar önemli? Çünkü terapi, karşılıklı güven ve anlayış olmadan ilerleyemez. Terapist, danışanın iç dünyasına saygıyla yaklaşmalı, onu yargılamadan dinlemelidir. İşte bu noktada empati, koşulsuz kabul ve içtenlik devreye girer.

Danışan, terapistle kendini güvende hissettiğinde, gerçek duygularını ortaya koyabilir. Bu da terapinin en önemli adımıdır. Terapist, sadece sorunları dinlemekle kalmaz, aynı zamanda danışanın hissettiklerini anlamaya çalışır. Bu süreçte, terapistin kendini olduğu gibi göstermesi yani kongruans, danışanın da kendini açmasına cesaret verir. Böylece terapi, bir anlamda iki insanın samimi bir yolculuğu haline gelir.

Birçok kişi terapiye başlarken endişelidir. “Acaba beni yargılar mı?” ya da “Duygularımı anlayacak mı?” gibi sorular akıllarından geçer. İşte insan merkezli terapi, bu korkuları ortadan kaldırmayı amaçlar. Terapist, danışanı olduğu gibi kabul eder, onun değerini koşulsuz bir şekilde onaylar. Bu yaklaşım, danışanın kendini keşfetmesini ve kendi çözümlerini bulmasını sağlar.

Bu ilişkinin dinamikleri, bazen iniş çıkışlar yaşayabilir. Danışan zorlandığında, terapist sabırla yanında olur. Her seans, yeni bir adım ve yeni bir keşif demektir. Terapist, danışanın hızına ve ihtiyacına göre hareket eder; zorlamaz, yönlendirmez, sadece destek olur. Bu yüzden insan merkezli terapi, danışanın kendi potansiyelini açığa çıkarma süreci olarak tanımlanır.

İşte terapi sürecinde danışan-terapist ilişkisini güçlü kılan önemli unsurlar:

  • Güven: Danışanın kendini rahatça ifade edebilmesi için temel gereklilik.
  • Empati: Terapistin danışanın duygularını anlaması ve bunu hissettirmesi.
  • Koşulsuz Pozitif Kabul: Danışanın tüm yönleriyle kabul edilmesi.
  • Kongruans: Terapistin samimi ve tutarlı olması.

Bu unsurlar bir araya geldiğinde, terapi sadece bir tedavi yöntemi olmaktan çıkar. Danışan ve terapist arasında kurulan bu derin bağ, iyileşmenin ve gelişimin temel taşı olur. Sonuçta, hepimiz sadece dinlenmek ve anlaşılmak isteriz, değil mi? İnsan merkezli terapi de tam olarak bunu sunar: anlaşılmak ve kendi iç sesimizi bulmak için güvenli bir alan.

  • Danışan-terapist ilişkisi neden bu kadar önemli?
    Çünkü terapi, güven ve samimiyet üzerine kurulur. Bu ilişki olmadan terapi etkili olmaz.
  • Terapist empatiyi nasıl gösterir?
    Danışanın duygularını anlamaya çalışarak, onları yargılamadan dinleyerek ve hissettirdiği şekilde cevap vererek.
  • Koşulsuz pozitif kabul ne demek?
    Danışanın her halini, davranışını ve duygusunu yargılamadan kabul etmek demektir.
  • Kongruans neden önemlidir?
    Terapistin samimi ve tutarlı olması, danışanın da kendini açmasını kolaylaştırır.
  • Bu ilişkiyi güçlendirmek için neler yapılabilir?
    Terapi sürecinde açık iletişim, sabır ve karşılıklı saygı en önemli faktörlerdir.

Rogers Yaklaşımının Uygulama Alanları

İnsan merkezli terapi, sadece psikoterapi odaklı bir yöntem olmakla kalmaz; aynı zamanda eğitimden sosyal hizmetlere kadar birçok farklı alanda da etkili bir şekilde kullanılır. Carl Rogers’ın yaklaşımı, bireyin kendi potansiyelini keşfetmesine ve geliştirmesine olanak tanıdığı için, çeşitli disiplinlerde tercih edilir. Peki, bu yaklaşım nerelerde ve nasıl uygulanıyor? Gelin, birlikte bakalım.

Öncelikle, terapötik ortam dışında eğitim alanında Rogers yaklaşımı oldukça yaygındır. Öğrencilerin kendilerini ifade etmeleri, özgüvenlerini artırmaları ve öğrenmeye karşı içsel motivasyon geliştirmeleri için ideal bir zemin hazırlar. Öğretmenler, koşulsuz pozitif kabul ve empatiyle öğrencilere yaklaşarak, onların öğrenme süreçlerini destekler. Bu da, klasik öğretim yöntemlerinden farklı olarak, öğrencilerin daha aktif ve katılımcı olmalarını sağlar. Böylece, eğitim sadece bilgi aktarımı değil, aynı zamanda kişisel gelişim yolculuğuna dönüşür.

Sosyal hizmetler alanında da Rogers yaklaşımı, danışanların kendi çözümlerini bulmalarına olanak tanır. Sosyal hizmet uzmanları, bireylerin yaşadığı zorlukları anlamak ve onları yargılamadan desteklemek için bu yöntemi kullanır. Bu yaklaşım, özellikle travma yaşamış veya toplumsal dışlanmaya maruz kalmış kişilerle çalışırken büyük önem taşır. Çünkü burada, kişinin kendi deneyimlerine saygı gösterilmesi ve içsel gücünün ortaya çıkarılması esastır.

Bir diğer önemli uygulama alanı ise iş dünyası ve liderliktir. Rogers yaklaşımı, yöneticilerin çalışanlarıyla daha samimi ve destekleyici ilişkiler kurmasını sağlar. Bu sayede, çalışanların iş yerinde daha fazla bağlılık hissetmeleri ve yaratıcılıklarını ortaya koymaları mümkün olur. Günümüzde birçok şirket, çalışan memnuniyetini artırmak ve ekip içi iletişimi güçlendirmek için insan merkezli yaklaşımları tercih ediyor.

Rogers yaklaşımı, ayrıca rehabilitasyon ve danışmanlık süreçlerinde de sıkça kullanılır. Özellikle bağımlılık tedavisi ve psikolojik destek programlarında, danışanların kendi kararlarını vermeleri ve değişim sürecinde aktif rol almaları teşvik edilir. Bu, kişinin terapiye olan bağlılığını artırır ve kalıcı sonuçlar elde edilmesini sağlar.

Aşağıdaki tabloda, Rogers yaklaşımının başlıca uygulama alanları ve bu alanlarda sağladığı faydalar özetlenmiştir:

Uygulama Alanı Sağladığı Faydalar
Eğitim Öğrencilerin özgüvenini artırma, içsel motivasyonu destekleme, aktif öğrenme ortamı yaratma
Sosyal Hizmetler Danışanların kendini ifade etme özgürlüğü, travma sonrası destek, yargılamadan kabul
İş Dünyası ve Liderlik Çalışan bağlılığını artırma, ekip içi iletişimi güçlendirme, yaratıcılığı teşvik etme
Rehabilitasyon ve Danışmanlık Danışanların aktif rol alması, kalıcı değişim, bağımlılık tedavisinde destek

Sonuç olarak, Rogers yaklaşımı sadece bireysel terapiyle sınırlı kalmayıp, farklı alanlarda da insanın özüne dokunmayı hedefler. Bu da onu, çok yönlü ve etkili bir yöntem haline getirir. Kendi deneyimlerimden yola çıkarak, bu yaklaşımın özellikle empati ve kabul temelli yapısı sayesinde, insanların kendilerini daha güvende hissettiklerini ve değişime daha açık olduklarını söyleyebilirim. Siz de bu yöntemi farklı alanlarda deneyimleyerek, onun gücünü keşfedebilirsiniz.

  • Rogers yaklaşımı sadece terapide mi kullanılır?
    Hayır, eğitim, sosyal hizmetler, iş dünyası ve rehabilitasyon gibi birçok alanda da uygulanır.
  • Empati Rogers yaklaşımında neden bu kadar önemli?
    Empati, danışanın kendini anlaşıldığını hissetmesini sağlar ve terapötik sürecin temelini oluşturur.
  • Bu yaklaşımda danışan-terapist ilişkisi nasıl olmalıdır?
    Güvene dayalı, yargılamayan, samimi ve koşulsuz kabul içeren bir ilişki olmalıdır.
  • Rogers yaklaşımı eğitimde nasıl fayda sağlar?
    Öğrencilerin özgüvenini artırır, öğrenmeye karşı iç motivasyon oluşturur ve aktif katılımı teşvik eder.
  • İş dünyasında Rogers yaklaşımı nasıl uygulanır?
    Yöneticiler çalışanlarına empatiyle yaklaşarak, onları destekler ve ekip içi iletişimi güçlendirir.

İnsan Merkezli Terapinin Günümüzdeki Önemi

İnsan merkezli terapi, Carl Rogers’ın ortaya koyduğu ve yıllar içinde psikoterapi dünyasında kendine sağlam bir yer edinen bir yaklaşım. Peki, neden hâlâ bu kadar önemli? Çünkü bu terapi modeli, bireyin kendi potansiyelini keşfetmesine ve yaşamındaki zorluklarla başa çıkmasına olanak tanıyor. Günümüzün hızla değişen ve karmaşıklaşan dünyasında, insanlar kendilerini anlamaya ve duygusal açıdan desteklenmeye her zamankinden daha çok ihtiyaç duyuyorlar.

Modern psikoterapi yaklaşımlarının çoğu teknik ve yöntem odaklı olabilir. Ancak insan merkezli terapi, önceliği kişiye verir. Terapist, danışanın iç dünyasına saygı gösterir, onu yargılamadan dinler ve koşulsuz kabul eder. Bu yaklaşım, bireyin kendi cevherini ortaya çıkarmasına zemin hazırlar. Böylece kişi, kendi içsel kaynaklarını kullanarak sorunlarına çözüm bulabilir. Bu da terapinin kalıcılığını ve etkinliğini artırır.

Özellikle günümüzde, stres, anksiyete ve depresyon gibi ruhsal sorunlar yaygınlaşırken, insan merkezli terapi bireyin kendini anlama ve kabul etme sürecini destekleyerek iyileşme yolunda güçlü bir araç sunuyor. Terapinin temelinde yer alan empati ve koşulsuz pozitif kabul, danışanın kendini güvende hissetmesini sağlar. Bu da terapi sürecinin verimliliğini artırır.

İnsan merkezli terapinin günümüzdeki önemini daha iyi kavrayabilmek için, bu yaklaşımın sunduğu bazı avantajlara göz atmak faydalı olabilir:

  • Esneklik: Her bireyin farklı olduğunu kabul eder ve terapiyi kişiye özel şekillendirir.
  • Güvenli ortam: Danışanın kendini ifade etmesi için yargılayıcı olmayan bir alan sunar.
  • İçsel gücü ortaya çıkarma: Danışanın kendi çözümlerini bulmasına yardımcı olur, böylece kalıcı değişimler sağlanır.
  • Geniş uygulama alanı: Psikoterapinin yanı sıra eğitim, sosyal hizmetler ve kişisel gelişim gibi pek çok alanda etkili şekilde kullanılır.

Biraz da kişisel bir deneyim paylaşayım. Terapide insan merkezli yaklaşımı deneyimleyen birçok kişi, ilk başta sadece dinlenmek ve yargılanmamak istediğini söylüyor. Ancak süreç ilerledikçe, kendi iç dünyasına dair farkındalıkları artıyor ve hayatlarında gözle görülür değişiklikler yaşanıyor. Bu da gösteriyor ki, insan merkezli terapi sadece bir tedavi yöntemi değil, aynı zamanda bir yaşam biçimi haline gelebiliyor.

Sonuç olarak, insan merkezli terapi günümüzün karmaşık ruh sağlığı ihtiyaçlarına yanıt veren, samimi ve etkili bir yöntem olarak önemini koruyor. İnsanların kendilerini daha iyi anlamaları, kabul etmeleri ve yaşam kalitelerini artırmaları için güçlü bir destek sunuyor. Bu nedenle, psikoterapi alanında ya da kişisel gelişim yolculuğunuzda bu yaklaşımı göz önünde bulundurmak büyük bir fark yaratabilir.

Soru Cevap
İnsan merkezli terapi kimler için uygundur? Her yaş ve yaşam tarzından bireyler için uygundur. Özellikle kendini anlamak ve geliştirmek isteyenler için idealdir.
Bu terapi türünde terapist nasıl bir rol oynar? Terapist, yargılamadan dinleyen, empati gösteren ve koşulsuz kabul sunan bir rehberdir.
İnsan merkezli terapi ne kadar sürer? Süre kişiye göre değişir, genellikle birkaç aydan uzun sürebilir. Önemli olan danışanın ihtiyaçları ve ilerlemesidir.
Bu yaklaşım diğer terapi türlerinden nasıl farklıdır? Odak noktası teknik değil, bireyin kendisidir. Danışanın kendi çözümlerini bulması teşvik edilir.

Sıkça Sorulan Sorular

  • İnsan merkezli terapi nedir ve nasıl çalışır?

    İnsan merkezli terapi, Carl Rogers tarafından geliştirilen ve bireyin kendi potansiyelini keşfetmesine odaklanan bir yaklaşımdır. Terapide, danışanın kendini ifade etmesi için güvenli ve destekleyici bir ortam yaratılır. Terapist, empati, koşulsuz pozitif kabul ve içtenlik gibi temel değerlerle danışanın kendini daha iyi anlamasını sağlar. Bu sayede kişi, kendi çözümlerini bulabilir ve kişisel gelişimini hızlandırabilir.

  • Empati ve koşulsuz pozitif kabul neden bu kadar önemli?

    Empati, terapistin danışanın duygularını ve düşüncelerini derinlemesine anlamasıdır. Koşulsuz pozitif kabul ise danışanın yargılanmadan, olduğu gibi kabul edilmesidir. Bu iki unsur, danışanın kendini güvende hissetmesini sağlar ve terapi sürecinde açık olmasına olanak tanır. Bunu bir çiçeğin güneşe ihtiyacı olması gibi düşünebilirsiniz; empati ve kabul, danışanın gelişmesi için gerekli “güneş ışığı”dır.

  • Danışan ve terapist arasındaki ilişki neden bu kadar kritik?

    İnsan merkezli terapi, güvene dayalı bir ilişki üzerine kuruludur. Terapistin içtenliği ve samimiyeti, danışanın kendini açmasını kolaylaştırır. Eğer bu bağ kuvvetliyse, terapi çok daha etkili olur çünkü danışan kendini yargılanmadan ifade edebilir ve gerçek benliğine ulaşabilir. Bu ilişkiyi sağlam bir köprü olarak düşünebilirsiniz; sağlam olmazsa iki taraf arasında sağlıklı bir iletişim kurulamaz.

  • Rogers yaklaşımı sadece terapi alanında mı kullanılır?

    Hayır, Rogers yaklaşımı psikoterapinin yanı sıra eğitim, sosyal hizmetler ve liderlik gibi birçok alanda da uygulanır. Örneğin, öğretmenler öğrencilerine empatiyle yaklaştığında, öğrencilerin öğrenme motivasyonu artar. Sosyal hizmetlerde ise bireylerin ihtiyaçlarını anlamak ve onlara destek olmak için bu yaklaşım büyük fayda sağlar. Yani, insan merkezli düşünce hayatın pek çok alanında etkili olabilir.

  • İnsan merkezli terapi herkes için uygun mudur?

    Genel olarak, insan merkezli terapi çoğu kişi için faydalıdır çünkü bireyin kendi iç kaynaklarını keşfetmesine olanak tanır. Ancak, bazı durumlarda (örneğin ağır psikiyatrik rahatsızlıklarda) ek destek ve farklı terapi yöntemleri gerekebilir. Önemli olan, kişinin ihtiyaçlarına uygun terapiyi bulmasıdır. Terapinin kişiye özel bir yolculuk olduğunu unutmamak gerekir.

  • Bu terapi yönteminin günümüzdeki önemi nedir?

    Modern psikoterapide insan merkezli terapi, bireysel gelişim ve psikolojik iyileşme açısından hâlâ çok değerlidir. Özellikle stres, anksiyete ve depresyon gibi yaygın sorunlarda danışanın kendi gücünü keşfetmesini sağlar. Teknolojinin ve hızlı yaşamın getirdiği yabancılaşma içinde, bu yaklaşım insanın kendisiyle barışmasını destekleyen bir liman gibidir. Bu yüzden günümüzde de popülerliğini korumaktadır.

  • Rogers yaklaşımını deneyimlemek için ne yapmalıyım?

    İnsan merkezli terapiyi deneyimlemek için öncelikle bu alanda eğitimli bir terapist ile iletişime geçmelisiniz. Terapistin yaklaşımını, empati ve koşulsuz kabulü nasıl uyguladığını anlamak önemlidir. İlk görüşmelerde kendinizi rahat hissetmezseniz, farklı terapistler denemekten çekinmeyin. Unutmayın, terapi sizin kişisel yolculuğunuzdur ve doğru rehberi bulmak başarınızın anahtarıdır.

  • Rogers yaklaşımının diğer terapi yöntemlerinden farkı nedir?

    Rogers yaklaşımı, danışanı pasif bir alıcı olarak görmek yerine aktif bir katılımcı olarak kabul eder. Terapist, yol gösterici değil, destekleyici bir rol üstlenir. Bu yöntem, bireyin kendi içsel kaynaklarını kullanmasını teşvik eder ve dışsal müdahaleleri minimumda tutar. Diğer terapi türlerinde daha yapısal veya yönlendirici teknikler kullanılırken, insan merkezli terapi daha özgür ve esnek bir ortam sunar.

Share this content:

Yorum gönder